Paylaş

BONSU-ERCEG-KUPA…

Çok büyük bir zafer. Çok büyük mutluluk. Ülke Basketbol tarihinin 2. Avrupa Kupası. Bu kupanın sahibide “Beşiktaş”…

Sezon başından bugüne gelen “garip” olaylar bu başarıyı anlamlı kılıyor aslında.

Lokavtın bitişinden “Deron-Semih” ikilisinin gidişi, mali problemler, farklı baskılar, hepsi Beşiktaş’ın olumsuz sonuçlar alması için birer altyapı hazırlıyordu.

Ama bazen kızsak da taraftar olarak kırılsak da Ergin Ataman’ın yerinde transferleri, acil durum kontrolleri ile önce Türkiye kupası geldi, şimdi de Avrupadan Eurochallenge kupası.

Kupanın büyüğü küçüğü olmaz, 3. kupa belki ama hem ülke Basketbolu için “yeni bir çıta” hem de Beşiktaş için. Başkan Fikret Orman, ne kadar “Amatör şubelere büyük bütçe ayırıp, başarısızlık kabul edemem.” gibi daha başkanlığının ilk günlerinde hatalı bir söze imza atmışsa da “küçük” bütçe ile “ödenmeyen maaşlar” ile, hatta “noter ile antremanlar” ile neler yapıldığını görüyoruz. 2 BÜYÜK KUPA… Ligde de en iddialı takımlardan biri… İnşallah “amatör” dediği branşın “profesyonelliğini” görür ve düşündüğü bütçeyi büyütür.

Gelelim yıldızlara…

Aslında Deron Williams’ın ilk başlarda ki performansı çok güzeldi. Sayı rekoru falan. Ama Kupayı esas getiren ikili Erceg-Bonsu oldu.

Sırpların “en önemli genç adayları” arasından gösterilen ama İvkoviç ile bile başarıyı yakalayamayan Erceg’in müthiş çıkışı.

“Müzmin sakat” diye Avrupa kulüplerinin burun kıvırdığı Bonsu’nun, bizim ilkkez izlediğimiz “12 Dev Adam-Britanya” maçlarında ki günlerinden belki daha iyi performans göstermesi.

Bu iki önemli yükseliş kupanın en önemli faktörüydü belkide. Ligde ki ve Türkiye kupasında ki de…

Diğer oyunculara haksızlık etmeyelim, Hawkins, Kemp, Arroyo, Ersin(Dudley), Serhat, Barış, Mehmet, Kartal… Hepinizin eline sağlık.

Şimdi Beşiktaş’ı daha zorlu bir kulvar, BBL Playoff’ları bekliyor. İlk rakibi de Fenerbahçe. Şuan hem moral, hem performans olarak Fenerbahçe Ülker’den üstün durumdalar. Seriyi merakla bekliyorum.

Ligi bir kenara bırakıp, hem Beşiktaşlılar, hem Türk basketbol severler olarak bu kupanın coşkusunu hepberaber yaşayalım…

 

ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ! MVP POPS MENSAH BONSU…

 

Saygılar

Burak Mustafa Çakmak…


Paylaş

Playoff Zamanı… (İlk Tur)

 

Dünya’nın en çok izlenen organizasyonlarının başında gelen NBA’de takımların “er meydanı”na çıkma vakti geldi çattı.

 

Lokavt, lokavt sonrası trade dönemi, All Star ve tabii ki normal sezon… Hepsi geride kaldı. Artık “yüzük” için Smeagol’dan “Gollum”a geçiş evresi tüm oyuncular için başladı…

 

San Antonio Spurs-Utah Jazz;

İlk değerlendirme olarak “formda favori”, “sürpriz yapabilecek takım” ikilisini seçtim.

Spurs çok çok formda. Zaten bunu batı zirvesinde bitirmelerinden anlayabiliriz. Oturmuş kadroya daima birşeyler katıp, gerek genç, gerek veteran oyuncularla 1-2 sezon kötü gidip, zirveye oynamayı hep bildiler. Bunda Popoviç’in de payı büyük.

Utah cephesi ise Batı’dan playoff’a giren son takım olma özelliğinde. Bizim için işin duygusal tarafı “Enes”. Koca sezon çok az süre almasına rağmen, aldığı süreleri bence hep iyi değerlendirdi. Son maçında double-double yapması da onun NBA’e ısındığının kanıtı bence.

 

Utah’ın 1 numara hariç kısalarda “kafa kafaya” diyebileceğimiz sadece pota altı var San Antonio karşısında.

Maçın kilit adamı; Manu Ginobili… Sebep ise yukarıda bahsettiğim “Utah’ın eksik yönü” olması.

Gençler ve “dedeler” mücadelesinde tahminim 4-1 Spurs. Ama Utah hiçbir maçı erken bırakmayacaktır…

 

Dallas Mavericks-Oklahoma City Thunder:

Son Şampiyon “yeni favori” eşleşmesi. Kağıt üstüne bakınca Oklahoma’lılar “nereden eşleştik” diyebilirler. Ama “Şampiyon kadro”dan eksilen parçalar zaten takımı omuzlarında sürükleyen Nowitzki’ye daha çok yük bindirdi.

Serinin önemli noktası da O’nu nasıl durduracağı olacak Oklahoma’nın. İbaka “iç savunma”da şuan bence “yılın savunmacısı”. Ama dışarıya vereceği katkı serinin gidişatını belirleyecek.

Dallas için de aynı konu geçerli. “Young Three” Durant-Westbrook-Harden 3′lüsü ligin en iyi anlaşan ve “yıkıcı” 3′lüsü durumunda. Savunmada bu 3′lüye karşılık verebilecek konumda değil Dallas.

Yüksek skorlu maçlar bizi bekliyor bu seride.

Tahminim; 4-2 Oklahoma, Nowitzki hatrına…

 

Denver Nuggets-Los Angeles Laker:

“BEAT L.A” seslerini duyar gibi oluyorum… Kobe yine “en sevilmediği” şehirde ve playoff mücadelesinde.

Lakers eski günlerinden uzak. Gerek coach konusunda, gerek kadronun motivasyon sıkıntısı yaşamasından ötürü. Tek bir gerçek Kobe’nin bırakana kadar “kazanan” olma arzusu.

Denver ise ligin bence en büyük sürprizlerinden birisi. Bu kadar dengeli bir kadroyu birarada tutup, oynatıp, 6.olarak playoff’a adım atmak onlar için büyük ödül. Aslında 1 sıra alttan playoffa girip Thunder ile eşleşseler daha çetin bir mücadele olurdu. Ama rakip Lakers.

Birbirine diş bileyenlerin mücadelesinde “playoff tecrübesi” Lakers’ı öne atıyor. Ve tabii Kobe de…

Tahminim 4-0 Lakers… “İdare eder sezon”un ardından toparlanma şansını kaçırmamalılar. 1-2 yenilgi dahi Lakers’ın ilerisi için planlarını çökertmeye yeter.

 

Lon Angeles Clippers-Memphis Grizzlies:

“Billups olsaydı daha farklı olurdu” cümlesini dillendirdik hep Clippers için. Ama takımın gerisi de yıllardır “en kötüler” mücadelesi veren takım için bir çıkış oldu. Tüm sezon “Paul-Griffin” ikili oyunlarının güzelliklerini izlemekle geçti. Şimdi rakip Memphis.

Üzerine sürekli birşeyler katan takım Memphis… Gay, sonrasında iyi dönüş yapan Randolph, Marc Gasol,Mayo, Speights ve hatta “Agent Zero” Gilbert Arenas. İlk günden son güne çok başarılılardı. Bireysel oyunu hiç kimsenin düşünmediği bir takım olmaları iddialı yapıyor onları.

Benim açımdan en zorlu 2 seriden birisi. Kim “iyi savunur”, o seriyi alır.

Tahminim; 4-3 biter, kim alır, Allah kerim…

 

Philedelphia 76′ears-Chicago Bulls:

Lider sahne alıyor… Favori sahne alıyor… Ömer Aşık sahne alıyor…

İki takımın şuanki drumu göz önünde bulundurulursa Phi.tek maç dahi kazanamaz dersek kimse gücenmez.

Tüm pozisyonlarda Bulls rakibine adına yakışır darbeler indirebiliyor.

Uzun uzadıya yazılacak birşey yok aslında. Şampiyonluk için favori olan Bulls, buranında favorisi haliyle.

4-0 Bulls süpürür… Tek yenilgi bile sürpriz olur.

 

New York Knicks-Miami Heat:

Süperstarlar, süper şehire karşı.

Bu sene bizlere “Jeremy Lin” efsanesini izleten, yokları oynarken birden toparlanan New York, Süperstarlara karşı neler yapabilecek merak içinde bekliyoruz. Şuan bir oylama yapılsa “en merak edilen seri” de bu olur diye düşünüyorum.

New York Lin’in sakatlığından sonra son anlarda kapağı playoffa atmayı başardı.

Miami ise “lider olamadığı” için üzgün, bunun acısını herkesi süpürerek çıkarmak isteyecek. Artık “playoff tecrübesi” konusunda da eksileri yok. LeBron neler yapacak, kuşkusuz belirleyici olacak.

New York’un işi hiç kolay değil. Süprülmezler, Garden’dan 1 galibiyet çıkar; 4-1 Miami…

 

Orlando Magic-Indiana Pacers:

Açık ara “en kapışmalı seri” burası. Kilit isim de “bence” Hido. Granger ile eşleşecekler ve O’na yapacağı savunma “tamam mı? devam mı?” anı olacak Magic için.

Hibbert’ın çok formda olması büyük avantaj.

Diğer poziyonlarda “anlık” oyuncular çok fazla, bir tarafta Barbosa var mesela, diğer tarafta Ryan Anderson.

Indiana’nın geçmişten gelen “sert” oyunu Orlando’nun işini çok zorlaştıracak. Howard’ın “serbest atış yüzdesi” yine en büyük dezavantaj olmaya açık. Bu sertliğe cevap verirse Orlando seriyi geçer, ama zor gibi gözüküyor.

Bizi 4-3′e götürmesi en muhtemel serilerden birisi. Indiana bir adım önde…

 

 

Boston Celtics-Atlanta Hawk:

“Dedeler” rölantiye aldılar her yıl olduğu gibi playoff öncesi. Karşıdaki rakip kim olursa olsun, yaşları ne kadar ileri olursa olsun bırakana kadar kazanmak için oynayacak 3′lü Allen-Pierce-Garnet… Ve tabii Rondo.

Atlanta Johnson’ın önderliğinde çok “ideal” bir kadroya sahip. Tek tek tüm takım için birşeyler yazabilirim. Veteran,genç,tecrübeli, herşey birarada. Bu “harmanlamanın” ödülünü playoffa 4.olarak girmekle aldılar. Şimdi ileriye gitmek için önlerinde “güçlü” bir engel var.

Serinin “ikilit” adamı Rondo. Atlanta enerjisi ile Boston’ı çok zorlayacak. Tecrübeli oyuncuların gençleri yönlendireceğini de düşünürsek Atlanta’da, Rondo’ya çok büyük iş düşüyor. Sahada ki beyin neler yapacak göreceğiz.

Tahminimi aslında ilk iki maçtan sonra yapmak isterdim aslında (!) Atlanta 2-0 yaparsa seriyi alır, ama kaybedecekleri bir maç Boston’ın seriyi kazanmasına sebep olur…

 

Tahminler böyle, bize izleyip görmek kalıyor geriye.

 

SAYGILAR…

Burak Mustafa Çakmak…


Paylaş

Kimyasal Final…

 

 

 

İş derbi olunca, hele birde Türkiye kupası gibi iddialı bir kulvar olunca seyir zevki yüksek bir maç izleyeceğimiz kaçınılmazdı.

 

Bir tarafta Euroleague’de ilk sezonu olmasına rağmen süprirzlere imza atan Galatasaray,

 

Diğer tarafta, Ligde ve Avrupa’da tıkır tıkır işleyen sistemiyle Beşiktaşımız.

 

Otoriteleri şaşırttı Karakartal. Yüzdeye vursak Beşiktaşlılar hariç kimse bu maçı bizim kazanacağımızı ihtimal dahilinde bulundurmazdı.

 

Ancak madalyonun öteki yüzü vardı; “Savaşan Beşiktaş!”

 

Geçen sene Hawkins ve Ergin Ataman ile başlayan “savaşan takım” D-Will ile perçinlenip şuan ki  kimyasal karışımı oluşturdu.

 

Maç 3 perdeden oluşuyordu. Bu “3 perdelik” maçı “Başını ve sonunu” iyi oynayan kazandı.

 

Maça Bonsu ile etkili başladık. Hep soru işareti yaratan transferlerimiz oldu bu sezon. Mensah Bonsu’da “sakat bu adam” söylemleriyle takıma dahil oldu.

 

Ancak “Rakipleri” sakata getiren bir oyuncu şuanda. 3 kulvarda da “final” ve “şampiyonluk” nidaları çıkıyorsa taraftardan bence en büyük pay O’nda!

 

Kadro kimyamızdan bahsettim ya. Eksiklere rağmen işliyor takım. Erceg YOK! Kemp YOK! Can Akın YOK! Ama sahada Karakartal hep galip… Aman nazar değmesin.

 

Arroyo’da maçın önemli isimlerindendi. Maccabi’den NBA dönemine hep “bencil” yakıştırması yapılırdı. Ancak olgunluk zamanla oluşan birşey. En olgun günlerini izliyoruz belkide Arroyo’nun.

 

Ben özel bir alkış Serhat Çetin’e istiyorum aslında. Kemp’in yokluğunda omuzlarında ki yükü taşımayı başarıyor. Bugün en çok süre alan oyuncuların başındaydı. Sürekli mücadele halinde olmasına rağmen hiç yılmadı.

 

Hele o son saniye…! Maçı izlerken yerinden fırlamayan yoktu herhalde. Elden ele dolaşan topun ekstra pas ile sol dipte Serhat’la buluşması ve kendine güvenerek potaya yollaması.

 

İnanın daha elinden çıkarken ben sevindim girdiğine. Sonrası zaten olması gerektiği gibi oldu. “Geriden gelen” ve rüzgarı arkasına alan takım Yani Beşiktaşımız adını finale yazdırı.

 

Finalde rakip “diğer süpriz” Banvit. Milli Takımımızın da Coach’u Orhun Ene’nin oyuncuları ile karşılaşacak Potanın Kartalları.

 

Kimya konusunda bir başka başarılı kadro belkide. Skoru paylaşan, uzun zamandır bir arada bulunan, yolladığı oyuncuların yerine hep dengini monte etmeyi bilen bir takım Banvit.

 

Bize de ters gelen takımlardan biridir aslında.

 

AMA! Öyle bir rüzgar var ki arkasında Potanın Kartallarının, “Bu kupa bizim olacak!” diye inandıklarına eminim.

 

Ve bu kupa inşallah kazanılacak diğer iki kupanın başlangıcı da olacak…

 

SAYGILAR

 

Burak Mustafa Çakmak


Paylaş

Şampiyon Buradan Çıkar…

   Turnuva başlamadan önce kimse bu kadar zorlanarak gruptan çıkacağımızı tahmin etmiyordu herhalde.
   Hazırlık turnuvalarında hep “şöyle böyle”dir 12 Dev Adam. Bu sene ki hazırlık dönemini de aynen öyle geçirdik.
   Bu tablo “İspanya-Litvanya” karşısında zorlanacağımızı, diğer rakipleri “belki” Britanya hariç rahat geçeceğimizi düşündürdü herkese.
  Ancak “hakem faciası” ve son topu kullanamamış olmamızdan dolayı Polonya’ya kaybettik sürpriz bir şekilde.
   İşte bazı “şerlerden, hayırlı işler” çıkabiliyor. O yenilgi olmasa, İspanya maçına kafa olarak daha rahat çıkacak, belki de hiç galibiyet taşımadan 2. tura adımızı yazdırmış olacaktık, neyse ki hem 2. tura çıktık, hem galibiyet taşıdık.
    Şimdi toplam 5 rakibimiz, oynayacak 3 maçımız var. Sırası ile;
  Fransa: Çarşamba-18.00
  Almanya: Cuma-18.00
  Sırbistan: Pazar-15.30 …
   Bu bağlamda önce rakipleri, sonra kendimizi değerlendirelim;
 
FRANSA:
  Bize çoğunlukla ters gelen, ancak kontrolü elimize aldığımızda mağlup ettiğimiz bir takım Fransa. Turnuvalarda bizi çok zorlarlar, ancak 2009 elemelerinde “içeride-dışarıda” geçmeyi bildiğimiz bir takım. Tabi üzerinden 2 sene gçeti o maçların ve kadrolarda hem bizim, hem onların değişiklikler oldu.
  Tony Parker yine lider… Takımın gerisi ise ya NBA oyuncusu yahut Euroleague’in değerli oyuncuları. Yani baştan aşağı komple bir kadroları var.
  Belli başlı kilit noktalar var bu eşleşme için. Bir kere oyundan 1 dakiak bile kafamızı başka yere vermemeliyiz. Tony Parker’ı durdurmak zor, o sebeple yavaşlatmalıyız. Zaten şuan da devam eden takımlar içinde 23.2 Sayı ile “sayı kralı” konumunda. Asist olarak yaptığı katkıyı söylemeye gerek dahi duymuyorum.
   Turiaf’ı turnuva öncesi kaybettiler. Ama Chicago Bulls’un uzunu Noah katıldı kadroya ve çokta etkili.Diaw, De Colo, Pietrus, Batum, Gelabale… Hepsei dediğim gibi çok değerli.
   Bizim yapmamız gereken, şu turnuvadaki “en iyi savunma” diyebileceğimiz savunmalar içinde başı çeken savunmamızı ortaya koymak. Hücum ribaundu vermemek ve olabildiğince yüzdeli atmak Fransa’ya karşı.
 
ALMANYA:
  Hazırlık maçlarında 2 kere bizi mağlup etmeyi başardı Almanya. Belki de tek handikapımız bu aldığımız mağlubiyetlerden ötürü oluşacak psikolojik baskı.
  Gruba galibiyet taşıyamayan tek takım Almanya. Nowitzki-Kaman ikilisinin etkinliğini kullanmaya çalışıyorlar. Tabi yıllardan beri oluşturdukları çarklarda bu düzen içinde iyi işliyor. Ama sadece 2 kişiye dayalı oyunları bir yerde öyle ya da böyle tıkanıyor.
  Bizim avantajımız Enes-Ersan-Ömer 3′lüsünün (ki 3′ü de Kaman’dan kat kat iyi bence) pota altını iyi domine etmesi. Oğuz Savaş’ın vereceği ekstra katkı ise tadından yenmez bu maçta. Pota altı olayını halledersek, Hido ve Emir’in hücum performansı ile Almanya’yı alt ederiz.
 
SIRBİSTAN:
  En kritik maç gibi gözüküyor. İlk iki maçı aldığımız takdir de yerimizi belli edecek mücadele bu. Eğer olur da 1 yenilgi alırsak “ölüm-kalım” maçı!
  Sırbistan’la da hazırlık maçı oynadık hatırlarsanız. He, ben pek hatırlamak istemiyorum, orası ayrı!
  Bize karşı çok dişli çıkacaklar. Başta Ivkoviç takımı Dünya Şampiyonasında ki galibiyetimizi hatırlayarak motive olacak ve takıma bu yönde telkinlerde bulunacak.
  Ne Fransa için dediğimiz, 1 kişiyi yavaşlatıp, gerisi ile dişediş mücadele yeterli olur ne de Almanya için bahsettiğimiz savunma ve hücum düşünceleri. 40 dakika, rotasyonlarına dahil olacak her oyucuyu aynı ciddiyetle savunmalıyız!
  Fransa ile müthiş bir maç oynadılar ve kaybettiler. Ama o maç ile bizim maç çok farklı. Tekrar tekrar söylüyorum, çok farklı hazırlanacaklar kafa olarak da fiziksel olarak da!
 Beni en çok Keselj ve Savanoviç korkutuyor. Bize ters iki oyuncu. Teodosiç’de çok önemli ama durdurabilme şansımız var.
  Pota altında zorlanabiliriz. Tüm uzunlarını kullanan bir takım Sırbistan. Burada umarım Kerem Gönlüm, Semih ve “unutulmş” gözükse de Memo’yu aramayız.
  Kerem Tunçeri son 2 maçta biraz duraksadı. Bu 2. grup maçlarında toparlanmalı. Parker ve Teodosic savunmasında O’na ihtiyaç var.
  2009′da Parker’ı nasıl savunduğunu kimse unutmamıştır bence Sinan Güler’in. Geçirdiği ameliyat sonrası, dünkü İspanya maçında daha bi dinç gözüktü gözüme. 3 rakibimizden 2′sinin oyun kurucuları Dünya’nın en iyileri arasında. Bu ikiliyi savunmak sadece Ender ve Kerem ile olacak iş değil. Sinan’a hücum yönünde olmasa bile, işin savunma tarafında yük binecek.
   Rakiplerin durumu bu. Bize düşen son ana kadar savaşmak. Dualarımız, çabamız, alın terimiz ile “yenilmekte olan” hakkımız bize geri verildi. Bu saatten sonra da şans yanımızda olmalı. Dualarımız zaten hep 12 Dev Adam ile. Ancak hataya yer yok. Rakiplerimiz, ne Portekiz, ne Polonya, ne Britanya…! Hepsi ünvanlı, Dünyanın zirvesinde ki takımlar.Bize düşen destek vermek, her zaman, en kötü günde olduğu gibi…
 ”Şampiyonun çıkacağı” bu grupta;  OLİMPİYAT İÇİN, ŞAMPİYONLUK İÇİN, TÜRKİYE İÇİN; HAYDİ 12 DEV ADAM, SİZE İNANIYORUZ…!!!
SAYGILAR
                                                                                                    Burak Mustafa Çakmak

Paylaş

Spor Toto Cup ve Barmberg’in Ardından…

 

“Dünya 2.si” apoleti ile hazırlandığımız bir Avrupa Basketbol Şampiyonasına sadece “İstanbul Adidas Cup” kaldı önümüzde.

Şuana kadar 2 turnuva geçirdi 12 Dev Adam. Bu iki turnuvada biraz gözümüz korktu doğrusu.

Sadece 2 galibiyet alabildi 12 Dev Adam bu iki turnuvada. O galibiyetleri de “Basketbolun zayıf” takımları olan ve kısıtlı oyun becerilerine sahip iki takım; Ukrayna ve Belçika’ya karşı aldılar.  Elimizi kolumuzu sallayıp da kazanamadık o maçları. Sonuna kadar kafa kafaya gitti maçlar. Hatta “uzatma çeyreği” dahi gördük Ukrayna karşısında.

2 Almanya, 1 Sırbistan ve 1 Yunanistan maçlarını ise kaybettik. Bunları da “hiç çekişme olamadan” kaybettik dersek yalan olmaz. Yunanistan ve Sırbistan, maçın başında işi götürdü. Son Alman maçında ise son periyotta elimizden gitti maç.

Şuan “+” diyebileceğimiz çok az nokta var.

Ömer Aşık bu artıların en büyüğü. Cüssece değil sadece, oyunuyla büyüdü bu iki turnuvada. Geçirdiği sakatlığın ardından müthiş bir dönüş yaptı. Turnuvada (takım toparlanırsa) maçlara damga vuracak isimlerden. Maça çok iyi başlıyor. Yanına bir yardımcı bulamayınca maç sonuna O da yoruluyor.

Diğer bir artımız ise “savunmamız”. Az yiyoruz doğruya doğru. Zaten son 2-3 turnuvadır bunu oturttuk. Ama yetmiyor çünkü “HİÇ” atamıyoruz.

İşte “en önemli” eksi burada başlıyor. Atalım tutalım yerine, sadece “tutuyoruz”. 3 sayılık ve dış atış yüzdemiz felaket. Serbest atışlarda da zaten hep sorunlu takımlardan biri olmuşuzdur.

Yenilere değinelim birazda. Bu sene çok önemli yeni yüzler var 12 Dev Adam’da. Kadroda kalıp kalmayacakları belli değil henüz ama şu ana kadar ki performansları ile Enes hariç zor gözüküyor. Biraz daha tecrübe lazım.

Enes dedik madem, O’nun üzerinden devam edelim. Müthiş bir maç eksikliği var. Bu eksikliği gidermek için 1 sezon full oynamalı. NBA lokavtı O’na çok yarayabilir, düzenli oynayacağı bir takımda yer bulursa. Bunu aştığı takdir de “İdolü” Nowitzki kadar kaliteli olabilir. Ama çalışmaktan asla vazgeçmemeli. Dış şut atabilen, çok iyi ribaundcu, atletik, sürekli potayı düşünen bir oyuncu nasıl iyi olmaz ki? Kadrodan çıkarılmamalı.

Doğuş Balbay ise daha yeni bu düzeyde oynuyor. Kolej Liginden buraları gelip oynamak kolay değil. Orada “akranları” vardı, burada “kurtlar”. Bu Kurtlar sofrası için Efes’de alacağı süreler ileri ki yıllara yön vermesini sağlayacak. Kerem Tunçeri’nin faydası mutlaka olacaktır. Savunmacılığını kanıtlamış biri ne de olsa, şimdi hücum yönünü geliştirmek düşüyor Doğuş’a.

Furkan Aldemir ise her zaman oyuna girip katkı verecek kalitede. Zaten sürekli forma giymesi bu avantajı ona getirdi. Önünde çok oyuncu var. Genç olması da cabası. Ümitler turnuvasına damga vurduğunu da unutmamalı. Çok gelişiyor. Seneye NBA olacağına da kuşkum yok.

Artık “yerimizi” göreceğimiz maçlar geldi. Adidas Cup ya umut olacak, ya iyiden iyiye herkesi karamsarlığa sürükleyecek. Şuan için “sakatlık” olmasın tek dileğim. Kaybedelim maçları, hiç sorun değil ama farklı kaybetmek kanıma dokunuyor Dünya 2.si için.

Kalan 9 gün “yemeden içmeden” dış şut çalışalım. İçeriden oynamak çok önemli, maç orada kazanılıyor belki, ama biz dış şutları kaçırıp maçları kaybediyoruz. Vakit kısa, kafaları toplamalı…

 

SAYGILAR

 

Burak Mustafa Çakmak


  • Yazı Konularım

  • Anket

    Sorry, there are no polls available at the moment.
  • RSS Twitter Sayfam

  • Copyright © 1996-2010 Burak Mustafa Çakmak. All rights reserved.
    Jarrah theme by Templates Next | Powered by WordPress